ÖVGÜ

 

Dua içinde, övgü, dilek ve şükran olmak üzere üç bölüme ayırmak adet olmuştur. Gerçekte, Kutsal Kitap'ta, övgü ve şükretme çok defa aynı ruh hareketi içinde yer almakta, edebi düzeyde de, aynı metinlerde bulunmaktadırlar. Gerçekten, Allah'ın övgüye layık olması insanlara yaptığı bütün iyilikler dolayısıyla kendini göstermektedir. Bu takdirde övgü, çok doğal olarak, minnettarlık ve kutsama olmaktadır, bunun pek çok benzeri mevcuttur (Mzm. 35, 18; 69, 31; 109, 30; Ez. 3, 11). Övgü ve şükretme, özellikle ibadet sırasında, aynı sevinç tezahürlerini doğurmaktadırlar; her ikisi de, onun yüceliklerine tanıklık etmek suretiyle, Allah'ı ululamaktadır. (Yşa. 42,12; Mzm. 22,24; 50,23; I. Tar. 16, 4; Lk. 17,15-18; H.İ. 11,18; Fil. 1,11; Ef. 1,6. 12. 14). Bununla beraber, metinlerin ve sözlüğün bir ayırmaya lüzum gösterdiği ölçüde, denilebilir ki övgü Allah'ın armağanlarından dolayı O’nu yüceltmektir.

 ÖVGÜ ALLAH'I

Taşan bir coşkudan fışkıran, övgü ilahileri, Allah'ı ve onun yüceliklerini tasvire çalışmak için kelimeleri çoğaltmaktadır. Bunlar Yahve'nin iyiliğini, adaletini (Mzm. 145, 6 vs.), onun (getirdiği) kurtuluşu (Mzm. 71, 15), yardımını (I. Sam. 2, 1), sevgisini ve sadakatini (Mzm. 89, 2; 117, 2), izzetini (Çık. 15, 21), gücünü (Mzm. 29, 4), onun harika tasarısını (Yşa. 25, 1), kurtarıcı yargılarını (Mzm. 146, 7) terennüm etmektedirler; bütün bunlar Yahve'nin harikalarında (Mzm. 96, 3), kahramanlıklarında, cesaret örneklerinde (Mzm. 105, 1  106, 2), Mesih'in mucizeleri de dahil olmak üzere (Lk. 19, 37), onun bütün eserlerinde gözler önüne serilmektedir (Mzm. 92, 5 vs.). Eserlerden, yaradana çıkılmaktadır. "Yahve büyüktür ve her övgüye değer!" (Mzm. 145, 3). "Yahve, Allah'ım benim, görkem ve parıltı kuşanmış sen ne büyüksün! " (Mzm. 104, 1, Kşz. II. Sam. 7, 22; Yud. 16, 13). ilahiler Allah'ın yüce adını terennüm ederler (34, 4; 145, 2; Yşa. 25, 1). Allah'ı övmek onu yüceltmek, onu ululamaktır (Lk. 1,46; H.İ. 10, 46), onun eşsiz üstünlüğünü tanımaktır, çünkü o göklerin en yükseğinde oturandır (2, 14), çünkü o Kutsal Olan'dır. Övgü, Allah'ın bu kutsiyetinin coşkulu bilincinden fışkırmaktadır (Mzm. 30, 5 = 97, 12; 99,5; 105,3; Kşz. Yşa. 6,3); ve bu çok saf ve çok inançlı coşku Allah'la derin bir şekilde birleştirmektedir.

 ÖVGÜYÜ OLUŞTURAN UNSURLAR

1. Övgü ve tanıklık. - Övgü her şeyden önce Allah'ın yüceliklerine tanıklık etmekdir. Değişik ve çok sayıda şekiller altında, övgü hemen daima resmi bir bildiri ile başlar (Kşz. Yşa. 12, 4 vs.; Yer. 31, 7; Mzm. 89, 2; 96, 1  105. 1 vs. 145, 6; Kşz. 79, 13). Bu duyuru hayrette kalmaya ve düşünce ve duygu ortaklığı kurmaya hazır bir topluluğu gerektirmektedir: bu, adil olanlar meclisidir (Mzm, 22, 23. 26; Kşz. 33,1); bunlar, akılsız olmayıp (Mzm. 92, 7), Allah'ın büyüklüğünü anlayabilen ve ona övgüleri dile getirebilen, doğru yüreklerdir, mütevazi kimselerdir (Mzm. 30, 5; 34, 3; 66, 16 vs.).

Diri Allah'la temastan fışkıran övgü insanı tümüyle uyandırır (Mzm. 57, 8; 108, 2-6) ve onu bir yaşam yenilemeye doğru sürükler. Allah'ı övmek için insan tümden kendini verir, övgü gerçek olduğu takdirde, fasılasızdır (Mzm. 145, 1 vs.; 146, 2; Vah. 4, 8). Övgü yaşam patlamasıdır. Allah'ı övebilecek olanlar, şimdiden sheol'e inmiş bulunan, ölüler değil, yalnızca yaşayanlardır (Mzm. 6, 6; 30, 10; 88, 11 vs.ler, 115, 17 vs.; Yşa. 38,18; Bar. 2, 17; Sir. 17, 27 vs.).

Y.A. , iman tanıklığına övgüde bir üstün önem ayırmaktadır: daima, Allah'ı övmek demek önce, çevresinde ciddiyetle ve geniş bir şekilde, onun

yüceliklerini ilan etmek demektir (Mt. 9, 31; Lk. 2, 38; Rom. 15, 9 = Mzm. 18, 50; İbr. 13, 15; Kşz. Fil. 2, 11).

2. ilahilerle övgü. - Övgü, Allah'ın huzurunda duyulan hayret ve hayranlıktan doğmaktadır. Övgü, ışıl ışıl ve duygulu bir ruhun varlığını gerektirir, bir haykırışla, bir hayret nidasıyla, sevinçli bir sevgi gösterisiyle ifade edilebilir (Mzm. 47, 2. 6; 81,2; 89,16 vs.; 95, 1...; 98, 4). Cemaat tarafından normal bir şekilde anlaşılabilir olması gerektiğine göre, gelişerek, kolayca, çok defa müzikle desteklenen bir şarkı, bir ilahi ve hatta dans haline dönüşebilir (Mzm. 33,2 vs.; Kşz. Mzm. 98, 6; I. Tar. 23, 5). Övgünün başında şarkıya davet sık sık görülür (Çık. 15,21; Yşa. 42, 10; Mzm. 105, 1...; Kşz. Yer. 20, 13).

Övgü terimlerinin en karakteristik ve en zengin terimlerinden biri, bizim,  mezmurlarda olduğu gibi, genellikle "övmek" olarak çevirdiğimiz, İbranicenin hillel sözcüğüdür (örn. Mzm. 113; 117; 135). Çok defa övgünün konusu ve nedeni sarihtir. Bazen de böyle değildir, ve bu takdirde övgü sadece kendini mesnet alır: özellikle Alleluia = HalleluYah = Yah(ve)'i övünüz nidasında durum budur. Y.A. ’ da terennüm edilen övgüyü ifade etmek için, kimi zaman şarkı üzerinde (gr. aido: Vah. 5, 9; 14, 3; 15, 3), kimi zaman ilahinin içeriği üzerinde (gr. hymneö: Mt, 26,30; H.İ. 16,25), ya da müziğin refakati üzerinde (gr. psallo: Rom. 15, 9 = Mzm. 18, 50; I. Kor. 14, 15) durarak, bir çok terim kullanmaktadır. Bununla beraber Ef. 5, 19 gibi bir metin bu çeşitli sözcükleri birbirine paralel hale getirmekte gibidir. Y.A.  da, özellikle Luka'nın yazılarında,  (Lk. 2, 13. 20; 19, 37; 24, 53; H.L 2,47; 3, 8 vs.), aineö sözcüğü ile karşılaşırız.

Allah'ın, zaferlerinin bilincine varmaya sadece yeryüzünün bütün halktarı davet edilmekle kalmamakta, doğanın kendisi de bu konsere iştirak etmektedir (Yşa. 42, 10; Mzm. 98, 8; 148; Dan. 3. 51-90). Bütün kavimlerin yüksek sesle dile getirdikleri bu övgü, "yüzyıllar içinde" serpilip boy atacak, büyük övgüyü başlatacaktır.

 ÖVGÜ VE İBADET

İsrail'de övgü her zaman kurallara bağlı görünmekte, fakat bu ilişki, Mabedin inşası ile birlikte ibadet daha güçlü bir şekilde yapılandığında daha gerçek bir hal almaktadır. Halkın Mabetteki ibadete iştiraki canlı ve neşeli idi. Övgünün bütün unsurları, yılın bayramlarında ya da halkın yaşamının önemli günlerinde (kıralın takdisi, bir zaferin kutlanması, mabedin kutsanması, vs.) özellikle orada yer alır: topluluk, Amin! Alleluya! (I. Tar. 16, 36; Neh. 8, 6; Kşz. 5, 13) çığlıklarının ifadeyeçalıştığı coşku, "Çünkü onun sevgisi ebedidir!" (Mzm. 136, 1.; Ez. 3, 11) şeklindeki nakaratlar, günlük kokusu, müzik ve şarkılar. Böylece, kuşkusuz ibadet övgüsünün icabı olarak, bir çok mezmur meydana getirilmiş olup, bunlar artık mezmurlar kitabımız içinde dağınık bir şekilde yer almış bulunmakla beraber, en azından üç geleneksel manzume içinde daha karakterize bir şekilde bulunmaktadırlar: "Küçük Hallel" (Mzm. 113'ten 118'e), "Büyük Haller' (Mzm. 136), "Son (final) Hallel" (Mzm. 146' dan 150' ye). Mabette mezmurların terennüm edilmesi özellikle "övgü kurbanı", todah'a (Kşz. Lev. 7,12...; 22,29 vs.; II. Tar. 33, 16) refakat etmekte olup bu kurban, mabedin ek yapılarında yenen çok neşeli kutsal bir yemeği takip eden barışçı bir kurbandır.Hıristiyanlıkta da övgü yine tercihen ibadet övgüsü olacaktır. Havarilerin İşleri kitabında ve Mektuplarda yer alan hususlar (H.İ. 2,46 vs.; I. Kor. 14, 26; Ef. 5, 19),  semavi ibadet ve övgünün tasvirinde de olduğu gibi, ilk hıristiyanların litürjik meclislerini çağrıştırmaktadır.

 HIRİSTİYAN ÖVGÜSÜ

Temel hareketi bakımından, Övgü her iki Antlaşmada da aynı kalmaktadır. Bununla beraber artık övgü hıristiyanlara aittir, çünkü özellikle, Mesih'te beliren kurtarıcı kudret dolayısıyla, Mesih'in armağanından doğmaktadır. Noel'de çobanların ve meleklerin övgüsünün (Lk. 2, 13 vs. 20), ve de mucizelerden sonra halk yığınlarının övgüsünün (Mk. 7,36 vs.; Lk. 18,43; 19, 37) anlamı budur; hatta Zeytin Dalları 'nın Hosanna'sının (Kşz. Mt. 21, 16 = Mzm. 8, 2 vs.) ve de Vahiy’de Kuzunun İlahisi'nin (Kşz. Vah. 15, 3) temel anlamı da budur. Mektuplarda muhafaza edilmiş birkaç ilahi parçacığı, şimdiden Dindarlık Sırrını (I. Tim. 3, 16) açıklamış bulunan Peder Allah'a yönelik bu hıristiyan övgüsünün yankısını aksettirmektedir ve Mesih'in dönüşünü ortaya çıkaracaktır (I. Tim. 6, 16 vs.); bu övgü, Mesih'in Giz'ine (Fil.2,5.; Kol.1,15.) ya da Kurtuluş'un Giz'ine (II. Tim. 2, 11 vs.ler) tanıklık etmekte olup, böylece bazı defa gerçek bir iman tanıklığı ve hıristiyan yaşamı tanıklığı haline gelmektedir (Ef. 5, 14). Mesih'in armağanı üzerine dayanan Y.A. 'nın övgüsü, Mesih'le ve onda Allah'a doğru yükseliyor olması anlamında da hıristiyandır (Kşz. Ef. 3,21); bu, Mesih'in kendi duasına benzeyen çocuk sal övgüdür (Kşz. Mt. 11, 25); hatta doğrudan doğruya şahsen Mesih'e hitap eden övgüdür (Mt. 21, 9; H.İ. 19, 17; İbr. 13, 21; Vah. 5, 9). Her anlamda şunu ileri sürmek doğru olur: bundan böyle bizim Övgümüz Rab İsa'dır. Böylece Kutsal Yazılardan başlayarak gelişen, övgü, hıristiyanlıkta daima en ön yeri işgal edecek, litürjik duayı Alleluya'larla ahenklendirecek, dua eden ruhları, onları fethedip arı bir "İzzet Övgüsü"ne dönüştürene kadar coşturacak, canlandıracaktır (Kşz. Ef. 1, 12).