CENNET
Kurtuluş, Adem'de ölüme ve Allah'tan ayrılığa mahkum edilmiş olan insaniyet
için, cehennem 'kapılarının açılması, ebedi hayatın verilmesidir. Kilise bu
zaferin meyvesi ve aracıdır (Mt. 16, 18).
Fakat Mesih, daha gelişinden önce, vaadedilmiş bulunmaktadır. Bu vaadi
benimsediği ölçüde, EA'nın insanı cehennemin, ışıkla aydınlandığını görür. Bunun
aksine, onu reddettiği ölçüde, cehennemler cehennem olmakta ve o insan,
Şeytan'ın kudretinin daha da dehşetli bir hal aldığı bir uçuruma gömülmektedir.
Nihayet, Mesih İsa göründüğünde, "onun İncil'ine itaat etmeyenler... Rabbin
yüzünden uzakta, ebedi bir helak cezasıyla cezalandırılmaktalar "ateş gölü
içinde" Ölüm'e ve Hades'e katılmaktadırlar. Yunanca paradeisos sözcüğü perslerin
pardis sözcüğünün kopyası olup anlamı: bahçe'dir. Septant (Yetmişler) bu sözcüğü
bazen asıl anlamında (Vaiz 2, S; Ezg. 4,12), bazen dini anlamda kullanmaktadır.
1. Allah'ın bahçesi. - Orta Doğunun dinlerinde, tanrıların hayatı ile ilgili
temsiller, imajlarını bu dünyanın güçlülerinin yaşamından alır: tanrılar, içinde
"hayat suyu"nun aktığı, diğer bir çok harika ağaç arasında, mey-vaları
ölümsüzlere besin olan "hayat ağacı"nın yetiştiği bahçelerle çevrili saraylarda
zevk içinde yaşa-maktadırlar. Bu dünyada, onların, kutsal bahçelerle çevrili,
mabetleri bu prototipi taklit etmektedirler. Bu imajlar, politeizm'lerinden
arındırılarak, Kutsal Kitapta yer almışlardır: antropomorfizmin kurallarına
göre, Allah'tan, bahçesinde "günün serinliğinde gezerken" sözetmekten çekinil-memektedir
(Yar. 3,8); bahçe ve ağaçları özdeyişlerde bile yer almıştır (Yar. 13, 10; Hez.
31, 8 - 16 ).
2. Kaybolmuş cennetten yeniden bulunmuş cennete
a) Kaybolmuş cennet. - Aynı imajlara, Allah'ın insanı nasıl bir durumda yaratmış
olduğunu, nasıl bir kader için onu bu dünyaya yerleştirmiş bulunduğunu anlatmak
üzere, kutsal tarihin akışı içinde de yer verilmiştir. Allah onun için Aden'de
bir bahçe yapmıştır (Yar. 2, 8: Hez. 28, 13). Onun bu bahçedeki yaşamının içinde
çalışma vardır (Yar. 2, 15), fakat bu yaşam aynı zamanda bir çok yanı ile altın
çağının klasik tasvirlerini hatırlatan ideal bir mutluluk karakterine de
sahiptir: Allah'la içli dışlı olmak, bahçenin meyvalarından serbestçe
yararlanmak, hayvanlar üzerinde hakimiyet (2, 19 vs.), ilk kan kocanın ahenkli
birliği (2, 18. 23 ) her türlü utanma duygusundan uzak moral bir masumiyet (2,
25), bu dünyaya ancak "günahın arkasından girecek olan ölümün mevcut olmayışı (Kşz.
3, 19). Bununla beraber insanın sınan-ması da başlangıçtaki bu cennette esaslı
bir yer işgal etmektedir: Allah oraya bilgi ağacını dikmiştir ve Yılan oraya
Havva'yı baştan çıkarmaya gelir. Buna rağmen, Aden'in mutluluğu, arzettiği
zıddiyetle, aksi deneyimler içeren şimdiki durumumuzun sefaletini belirtmek-tedir:
günahın mahsulü olan bu durumumuz, kaybolmuş cennet teması ile bağlantılıdır (3,
23).
b) Cennet vaadi. - O halde insanın içinde taşıdığı rüya yalan değildir: onun
başlangıçtaki eğilimine cevap vermektedir. Fakat, eğer tanrısal bir hükümle, tüm
kutsal tarihin gereği ve anlamı insanı tekrar ilk haline getirmek olmasa idi, bu
rüya ebediyen gerçekleşmemiş olarak kalırdı (Kşz. Yar. 3, 23). Bu nedenle,
EA'dan YA'ya kadar, yeni baştan bulunmuş cennet teması, çeşitli yankıları ile,
hoş kehanetleri süslemekte olup yeni Yeryüzü ve yeni yaratılış temaları ile
uyuşmaktadır. Allah'ın kavminin günahları onun bu dün vaki yerini perişan bir
yer yapmıştır (Yer. 4, 23); fakat nihayetteki zamanlarda Allah onu Aden
bahçesine çevirecektir (Hez. 36, 35; Yşa. 51, 3). Bu yeni cennette, içinde
Allah'ın oturacağı mabetten akar sular fışkıracaktır, kıyıda, yeni kavme gıda ve
şifa bahşederek harika ağaçlar boy atacaktır (Hez. 47, 12). Bu şekilde yaşam
ağacının yolu insanlara tekrar açılacaktır (Vah. 2, 7; 22, 2; Yar. 3, 24).
Kutsal tarihin nihayetinde yeniden vukuu edecek olan cennet yaşamı başlangıçtaki
Adenin özelliklerine uyan ve hatta, bir çok noktada, bu özellikleri aşan
özelliklere sahip olacaktır: doğanın harika verimliliği (Hoş. 2, 23 vs.; Amos 9,
13; Yer. 31, 23-26; Yoel 4, buna işarettir.
18); sadece insanların kendi aralarında değil (Yşa. 2, 4), insanlarla doğa ve
hayvanlar arasında da hüküm sürecek (Hoş. 2, 20; Yşa. 11, 6-9; 65, 25) evrensel
barış; katıksız bir sevinç (Yer. 31, 13; Yşa. 35, 10; 65, 18...); her türlü
acının ve hatta ölümün ortadan kalkması (Yşa. 35, 5 vs.; 65, 19...; 25, 7 Vah.
20, 14; 21, 4); (Vah. 20, 2 vs. 10); ebedi bir yaşama giriş (Dan. 12, 2; Bil. 5,
15; Vah. 2, 11; 3, 5). Bu imajların çağrıştırdığı, günah dolayısıyla insanın
içine düştüğü durumla zıt olan, bu realite, onun başlangıçtaki durumunun
çizgilerini almakta, ve de hiç bir sınama fikrine ve düşüş imkanına yer ver-memektedir.
c) Yeniden bulunmuş cenneti öne almalar. - Yeniden keşfedilen cennet bir
realitedir. Allah'ın kavmi, tarihi tecrübesi içinde, onun sadece bazı geçici
gölgelerine tanık olmuştun örneğin, "süt ve bal akan" bir toprağa sahip olmak
gibi (Çık. 3,17; Yas. 6,3; vs.). Bununla beraber tinsel deneyimi onu, bunun
başka düzeyde ön deneyimine mazhar etmiştir. Çünkü Allah ona, her türlü hikmetin
kaynağı olan Yasasını bahsetmiştir (Yas. 4, 5 vs.); imdi "hikmet", mutluluğu
sağlayan "bir yaşam ağacıdır (Özd, 3, 18; Kşz. Sir. 24, 12-21); Yasa, ona uyan
insanda, hikmeti "bir cennet ırmağı gibi" çoğaltır (Sir. 24, 25 Kşz. Yar. 2,
10...); başkalarına onu öğreten bilge kimse "cennete akan bir su yolu gibi"dir (Sir.
24. 30); lütuf ve Allah korkusu bir nimet cenneti gibidirler (40, 17. 27). Demek
ki Allah bilgelik yoluyla insana cennet sevincini önceden tattırmaktadır.
YA bu ilahi tasarının son gizemini tanıtmaktadır. Mesih, bilgeliğin kaynağıdır;
O, bu Bilgeliğin kendisidir (I. Kor. 1,30). O aynı zamanda, insaniyetin
kurtuluşa erişmesine aracı olan, yeni Adem'dir (Rom. 5, 14; I. Kor. 15, 45).
Sınandığı sırada, İblis ve Şeytan olan eski Yılana galip gelip daha sonra, bir
tür yeniden bulunmuş cennette "vahşi hayvanlarla" birlikte yaşamaktadır (Mk. 1,
13; Yar. 1, 26; 2,19 vs.). Nihayet mucizeleri hastalığın ve ölümün daha şimdiden
yenilmiş olduklarını göstermektedir. Onda büyüyen insan "yaşam besini"ni (Yu. 6,
35), "akar suyu" (4, 14), "ebedi hayatı" (5, 24 vs.ler), yani bundan böyle
açılmış bulunan cennetin armağanlarını bulmuştur.
3. Cennet, Doğruların oturduğu yer. Kutsal Kitabın metinlerinde,cennetin tasviri
yalındır ve giderek sade-leşmektedir.Kutsal toprakta son zamanlara geri dönmeden
önce, cennet, Yargı gününü, dirilişi ve müstakbel dünya yaşamını beklemek üzere,
Allah tarafından doğruların içinde toplandıkları, bir ara ikamet yeri işini
görmektedir. İsa tarafından iyi kalpli hırsıza vaade-dilen yer budur (Lk. 23,
43), fakat bu yer, yaşamı oluşturan kimsenin mevcudiyetiyle şimdiden şekil
değiştirmiştir: "...benimle birlikte olacaksın". Kutsal tarihin sonunda sağlanan
se-mavi mutluluk durumuna gelince, bu duruma ilk olarak, fidyeleri ödenmiş
günahkarların da girebilmelerini sağlamak üzere, ölümünden sonra İsa girer.
4. Cennet ve gök. - Allah'ın ikamet yeri olarak, cennet bu ""dünyanın dışında
yer almaktadır. Fakat Kutsal Kitabın dili ilahi ikametgahı da göğe
yerleştirmektedir. Bu nedenle cennet bazen "göklerin en yükseği", Allah'ın
ikamet ettiği gök ile özdeşleştiril-mektedir. Pavlus sözle anlatılamaz
realiteleri seyretmesi için ruhen oraya kapılıp götürülmüştür (II. Kor. 12, 4).
Bu, hıristiyan dilinde de sözcüğün mutad anlamıdır: in paradisum deducant te an-geli...
"Melekler seni cennete götürsün..." (Cenaze litürjisi). Bundan böyle cennet
Rab'de ölenlere açıktır.