ANA SAYFA

 

Hıristiyanlar üç Tanrı’yı kabul edip O’na tapıyorlar. Onlar Allah’ta Peder, Oğul ve Kutsal Ruh’tan ibaret olan bir üçlük kabul ederler. 
Bu nevi suçlamaları ara sıra duymak mümkündür, ancak bunlar gerçeği yansıt
ıyor mu ?  Hıristiyanlar gerçekten üç Tanrı’ya mı tapıyorlar? 

Bu suçlamalar genellikle Kutsal Uçlü Birlik veya Teslis’in ne olduğunun bilinmemesinden ileri gelmektedirler. Hıristiyanlann bu Teslis denilen inanç hakkında neler öğrettiklerini bilenler, kendileri Teslis’e inanmasalar veya Hıristiyan olmasalar bile, bu nevi suçlamalarda bulunmazlar. Bunun için, ilk önce Hıristiyanlara göre Teslis’in ne olduğu açıklanmalıdır ki, bu yanılgı giderilsin.

Hıristiyan dininin temel taşı tek bir Tanrı’nın, tek Allah’ın varlığı, yani "Vahdaniyet" hem İncil’de hem de Hıristiyanların Amentüsünde kaydedilmiştir. Mesih İsa’ya, en büyük yada en önemli buyruğun hangisi olduğu sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir : En önemlisi şudur "Dinle ey İsrail, Tanrınız olan Rab tek Rab'dir." Ve her kilisede, her pazar günü topluca söylenen Hıristiyan Amentüsünün ilk ibaresi de şöyledir: “Tek Allah’a inanıyorum.” Demek ki, Hıristiyan dininin temeltaşı Tektanrıcılıktır. Zaten Hıristiyanlığın ilk asırlarında binlerce Hıristiyan, putperestliği ve çoktanrıcılığı reddettiler diye idam edilmiş, daha doğrusu din uğruna şehit edilmişlerdir.
İncil’e göre tek Allah’ta üç kişilik, şahsiyet, daha doğrusu teknik bir terim olan “Uknum” vardır. Birincisine Peder yada Peder Allah denir. İkincisine ise Kelam, ilahi Kelam yada Oğul, üçüncüsüne ise Kutsal Ruh denir. Böylece bir tek Allah’ta üç şahsiyet yada üç Uknum vardır. Bir tek üçgende üç açı olduğu gibi.
Hıristiyanlar izahı zor olan böyle bir inanç kabul ediyorlarsa, bu inancın en önemli ve ilk gelen kaynağı İncil olmalıdır. Bu inanç İncil’de bulunmasaydı, hiç bir ilâhiyatçı böyle bir nazariye tasavvur edip uyduramazdı. Bilhassa Kilise onu bir itikat, bir inak olarak bütün Hıristiyanlara kabul ettiremezdi. 
Allah bir sırdır, insanın aklım aşmaktadır, ona sığmaz. İnsan aklı Allah’ı kavrayamaz. O her kavramdan büyük, ulvi ve üstündür. Bütün filozoflar ve ilahiyatçılar, Hıristiyan olsun olmasın bunu kabul ederler, birleştikleri nadir noktalardan biridir. Buna rağmen, O’ndan herhangi bir şey bilmek veya söylemek başarısızlığa mahkûm bir teşebbüstür demek yine bir yanlışlıktır, her şeyi kavrayıp anlamasak ta, yine O’nun hakkında bir fikir yürütmek tamamen imkansız değildir. Ve Teslis ya da Kutsal Uçlü Birlik gizinin abes, imkansız ya da akla aykırı bir şey olmadığını göstermek için şu mukayeseye başvurabiliriz.
Allah her kişiyi tanır ve her şeyi bilir, hem de çok iyi bir şekilde bilir ve tanır. O alimdir. Kendisini de çok iyi, mükemmel bir şekilde bilir ve tanır, zira Allah şuursuz bir varlık değildir. 
İncil’de şunları okumaktayız: “Başlangıçta Kelam vardı ve Kelam Ahlah’la birlikte idi ve Kelâm Allah idi.”  Ancak, bu ilahi Kelam’ın nasıl ve niçin aynı zamanda bir şahsiyete, bir kişiliğe ya da benliğe sahip olabildiğini bilemiyoruz, izah edemiyoruz, bu Allah’ın sırrıdır. Zaten, biraz önce belirttiğimiz gibi, bütün bu açıklamalar ancak bir benzetme, bir mukayesedir. Teslis’in abes ve imkânsız, akla aykırı bir nazariye olmadığını gösterir, Allah’ın sırrını açıklamaz, bilakis bu sırrı daha açık bir şekilde göz önüne getirir. Bu ezeli ve ebedi ilahi şahsiyet veya kişi, yani Kelam veya Oğul, Peder’i tanır ve O’nu sever. Peder de O’nu tanır ve sever, zira Allah, şuursuz bir varlık olmadığı gibi, iradesiz de olamaz, sevgi ise iradenin bir özelliğidir. Bu iki şahsiyet, yani Peder ve Kelam, arasında mevcut olan bu sevgi bağlantısına ise Kutsal Ruh denir. İncil’de biraz önce gördüğümüz gibi, Kutsal Ruh’un hem Peder’in hem de Oğul’un Ruh’u olduğu ifade edilir. Bu bağlantı yada Kutsal Ruh, Allah’ta bir üçüncü şahsiyet ya da benlik oluşturur. Bu üçüncü şahsiyet de ezelden beri mevcuttur ve ebediyete kadar varolacaktır, çünkü Peder ve Kelam birbirlerini ezelden beri ve ebediyete kadar severler.

En önemli eski ilahiyatçılardan biri olan Kuzey Afrika’lı Augustinus (354-430) “De Trinitate” (Üçlü Birlik Üzerine) adlı eserinde de, yukarıda zikrettiğimiz, Peder, Oğul, Kutsal Ruh terimlerin bazılarını andıktan sonra, şunları ilave etmektedir: “Gerçekten Peder Oğul değildir, Oğul da Peder değildir, Kutsal Ruh da ne Peder ne de Oğul’dur. Demek ki üçtür, ama ‘üç ne?’ sorulursa, beşeri ifadelerin derin eksikliğinden dolayı çok dert çekmekteyiz. Gerçi ‘üç şahıs’ diyoruz fakat Üçlü Birliği tam olduğu gibi ifade etmek için değil, daha çok susmamak için bunu söylemekteyiz”. Ve daha sonra şunları eklemektedir: “Kaldı ki, en sonunda beşeri ifadenin kıtlığı da bu şekilde konuşmanın kaynağı olduğunu kabul etmeliyiz”. 

Demek ki Uçlü Birlik hakkında konuştuğumuz zaman, bu “şahıs, şahsiyet, uknum” gibi terimleri kullandığımız halde, bu terimlerin manası, onları beşer dünyası için kullandığımız zaman tam aynı manayı taşımamaktadır. Yani ki bu terimler tek anlamlı (univoque veya vahidülmana) değil, fakat benseşim (analogie, temsil) anlamlıdırlar. Onlar insanlar için ve Allah için kullanıldığı zaman tam aynı hususiyeti ifade etmezler. 
En sonunda Allah’ın gerçek cevheri ve maliyeti veya özü bir sır veya gizdir. İnsan dilinin oluşturduğu hiç bir terim, insan aklının oluşturduğu hiç bir kavram onu gerçekten olduğu gibi ifade edemez. 
Bazı kişiler Hıristiyanların Teslis veya Üçlü Birliğin, Allah, İsa ve Hz. Meryem’den ibaret olduğunu ileri sürüyor. Hiç bir Hıristiyan bu nevi bir saçma düşünceyi savunmamıştır, bunun için bu iddia üzerine durmak lüzumunu  görmedik.