|
Bu suçlamalar genellikle Kutsal
Uçlü Birlik veya Teslis’in ne olduğunun bilinmemesinden ileri
gelmektedirler. Hıristiyanlann bu Teslis denilen inanç hakkında neler
öğrettiklerini bilenler, kendileri Teslis’e inanmasalar veya Hıristiyan
olmasalar bile, bu nevi suçlamalarda bulunmazlar. Bunun için, ilk önce
Hıristiyanlara göre Teslis’in ne olduğu açıklanmalıdır ki, bu yanılgı
giderilsin.
Hıristiyan dininin temel taşı
tek bir Tanrı’nın, tek Allah’ın varlığı, yani "Vahdaniyet" hem İncil’de
hem de Hıristiyanların Amentüsünde kaydedilmiştir. Mesih İsa’ya, en
büyük yada en önemli buyruğun hangisi olduğu sorulduğu zaman şöyle cevap
vermiştir : En önemlisi şudur "Dinle ey İsrail, Tanrınız olan Rab tek
Rab'dir." Ve her kilisede, her pazar günü topluca söylenen
Hıristiyan Amentüsünün ilk ibaresi de şöyledir: “Tek Allah’a
inanıyorum.”
Demek ki, Hıristiyan dininin temeltaşı Tektanrıcılıktır. Zaten
Hıristiyanlığın ilk asırlarında binlerce Hıristiyan, putperestliği ve
çoktanrıcılığı reddettiler diye idam edilmiş, daha doğrusu din uğruna
şehit edilmişlerdir.
İncil’e göre tek Allah’ta üç kişilik, şahsiyet, daha doğrusu teknik bir
terim olan “Uknum” vardır. Birincisine Peder yada Peder Allah denir.
İkincisine ise Kelam, ilahi Kelam yada Oğul, üçüncüsüne ise Kutsal Ruh
denir. Böylece bir tek Allah’ta üç şahsiyet yada üç Uknum vardır. Bir
tek üçgende üç açı olduğu gibi. Hıristiyanlar izahı zor olan
böyle bir inanç kabul ediyorlarsa, bu inancın en önemli ve ilk gelen
kaynağı İncil olmalıdır. Bu inanç İncil’de bulunmasaydı, hiç bir
ilâhiyatçı böyle bir nazariye tasavvur edip uyduramazdı. Bilhassa Kilise
onu bir itikat, bir inak olarak bütün Hıristiyanlara kabul ettiremezdi.
Allah bir sırdır, insanın aklım aşmaktadır, ona sığmaz. İnsan aklı
Allah’ı kavrayamaz. O her kavramdan büyük, ulvi ve üstündür. Bütün
filozoflar ve ilahiyatçılar, Hıristiyan olsun olmasın bunu kabul
ederler, birleştikleri nadir noktalardan biridir. Buna rağmen, O’ndan
herhangi bir şey bilmek veya söylemek başarısızlığa mahkûm bir
teşebbüstür demek yine bir yanlışlıktır, her şeyi kavrayıp anlamasak ta,
yine O’nun hakkında bir fikir yürütmek tamamen imkansız değildir. Ve
Teslis ya da Kutsal Uçlü Birlik gizinin abes, imkansız ya da akla aykırı
bir şey olmadığını göstermek için şu mukayeseye başvurabiliriz.Allah
her kişiyi tanır ve her şeyi bilir, hem de çok iyi bir şekilde bilir ve
tanır. O alimdir. Kendisini de çok iyi, mükemmel bir şekilde bilir ve
tanır, zira Allah şuursuz bir varlık değildir.
İncil’de şunları
okumaktayız: “Başlangıçta Kelam vardı ve Kelam Ahlah’la birlikte idi
ve Kelâm Allah idi.” Ancak, bu ilahi Kelam’ın nasıl ve niçin aynı
zamanda bir şahsiyete, bir kişiliğe ya da benliğe sahip olabildiğini
bilemiyoruz, izah edemiyoruz, bu Allah’ın sırrıdır. Zaten, biraz önce
belirttiğimiz gibi, bütün bu açıklamalar ancak bir benzetme, bir
mukayesedir. Teslis’in abes ve imkânsız, akla aykırı bir nazariye
olmadığını gösterir, Allah’ın sırrını açıklamaz, bilakis bu sırrı daha
açık bir şekilde göz önüne getirir. Bu ezeli ve ebedi ilahi şahsiyet
veya kişi, yani Kelam veya Oğul, Peder’i tanır ve O’nu sever. Peder de
O’nu tanır ve sever, zira Allah, şuursuz bir varlık olmadığı gibi,
iradesiz de olamaz, sevgi ise iradenin bir özelliğidir. Bu iki şahsiyet,
yani Peder ve Kelam, arasında mevcut olan bu sevgi bağlantısına ise
Kutsal Ruh denir. İncil’de biraz önce gördüğümüz gibi, Kutsal Ruh’un hem
Peder’in hem de Oğul’un Ruh’u olduğu ifade edilir. Bu bağlantı yada
Kutsal Ruh, Allah’ta bir üçüncü şahsiyet ya da benlik oluşturur. Bu
üçüncü şahsiyet de ezelden beri mevcuttur ve ebediyete kadar
varolacaktır, çünkü Peder ve Kelam birbirlerini ezelden beri ve
ebediyete kadar severler.
En önemli eski ilahiyatçılardan
biri olan Kuzey Afrika’lı Augustinus (354-430) “De
Trinitate” (Üçlü Birlik Üzerine) adlı eserinde de, yukarıda
zikrettiğimiz, Peder, Oğul, Kutsal Ruh terimlerin bazılarını andıktan
sonra, şunları ilave etmektedir: “Gerçekten Peder Oğul değildir, Oğul da
Peder değildir, Kutsal Ruh da ne Peder ne de Oğul’dur. Demek ki üçtür,
ama ‘üç ne?’ sorulursa, beşeri ifadelerin derin eksikliğinden dolayı çok
dert çekmekteyiz. Gerçi ‘üç şahıs’ diyoruz fakat Üçlü Birliği tam olduğu
gibi ifade etmek için değil, daha çok susmamak için bunu söylemekteyiz”.
Ve daha sonra şunları eklemektedir: “Kaldı ki, en sonunda beşeri
ifadenin kıtlığı da bu şekilde konuşmanın kaynağı olduğunu kabul
etmeliyiz”.
Demek ki Uçlü Birlik hakkında konuştuğumuz zaman, bu “şahıs, şahsiyet,
uknum” gibi terimleri kullandığımız halde, bu terimlerin manası, onları
beşer dünyası için kullandığımız zaman tam aynı manayı taşımamaktadır.
Yani ki bu terimler tek anlamlı (univoque veya vahidülmana) değil, fakat
benseşim (analogie, temsil) anlamlıdırlar. Onlar insanlar için ve Allah
için kullanıldığı zaman tam aynı hususiyeti ifade etmezler.
En sonunda Allah’ın gerçek cevheri ve maliyeti veya özü bir sır veya
gizdir. İnsan dilinin oluşturduğu hiç bir terim, insan aklının
oluşturduğu hiç bir kavram onu gerçekten olduğu gibi ifade edemez.
Bazı kişiler Hıristiyanların Teslis veya Üçlü Birliğin, Allah, İsa ve
Hz. Meryem’den ibaret olduğunu ileri sürüyor. Hiç bir Hıristiyan bu nevi
bir saçma düşünceyi savunmamıştır, bunun için bu iddia üzerine durmak
lüzumunu görmedik. |