ANA SAYFA

 

İnsanların kurtuluşu için İsa’nın ölümü, ya da öldürülmesi lazım değildi. İnsanlar İsa’nın müjdesini ve bilhassa kendisini kabul etmiş olsaydılar, bu cinayet gerçekleşmeyecekti. Ancak insanlar daha doğrusu Yahudilerin en etkili zümreleri İsa’yı bir müddet dinleyerek kabul ettikten sonra O’nu reddetmiş­lerdir. Sonunda da O’nu yok etmeye karar vermişlerdir. İsa, Peder’i ve insanları sevdiği için, bu sevgiyi belirtmek için, kendisine verilmiş olan kurtuluş görevine sadık kalmış, ona ihanet etmek istememiştir ve ölümü pahasına bile onu yerine getirmiştir. Bunun için bu kurtuluş eseri bir itaatten çok bir sevgi eseridir. Önemli bir noktayı daha belirtmeliyiz O da şudur ki, bu kurtuluş eserinde Mesih İsa’nın ızdırapları ve ölümünün önemli bir rol oynamalarına karşın, en esaslı unsur bu ızdıraplı ölüm değildir. 

Bazı kişiler (onlar arasında bir kaç ilahiyatçı bile bulunur) bu ölümü şu şekilde yorumlamaktadırlar : Güya Peder Allah, asli günahtan dolayı insanlara öfkelenmiş ve eğer onlar yeteri kadar kefâret ve tarziye ödemezlerse onların hepsini cehenneme mahkum edecekmiş, insanlar için ise böy­le bir kefâret vermek tamamen imkansız imiş. Bunun üzerine Kutsal Üçlü Birliğin ikinci şahsı olan ilahi Kelam’ı beşeri tabiatı üzerine almaya ve insan olup beşeriyetin yerine ve namı­na ölerek, onların hakettiği cezayı çekerek lazım olan tarziye ve kefâreti ödeyecekmiş. Böylece adaletin terazisinin kolları yi­ne denkleştirilmiş olacakmış, sanki en önemli unsur İsa’nın ızdıraplı ölümüymüş. Çünkü bu ölümü sayesinde Peder Al­lah’ın öfkesini yatıştırmış olacakmış. Demek ki, Peder Allah, kendi öfkesini yatıştırmak için kendi oğlu olan Mesih İsa’yı ölü­me mahkûm etmiş ve çarmıha göndermiş.
Bu nevi yorum ve açıklamaların gerçekten manasız ve abes olduğunu ayrıca belirtmek gerekmez. Allah bu şekilde hareket etseydi, en barbar ve gaddar zalimden daha kötü bir şekilde davranmış olacaktı. (Zaten İsa’yı ölüme mahkûm eden Peder değil, insanlar idi).

Halbuki Mesih İsa insanların kurtuluşu için ölmüş ise de, er önemli unsur bu maddi ölüm değildir ve bu ölümün sebebi Peder’in O’nu ölüme mahkûm etmesi değildir. En önemli ve esaslı taraf Mesih İsa’nın zihniyeti ve niyetidir.
Bu noktada “Mesih İsa nasıl, niçin ve ne maksat!a bu nevi ızdıraplı ölümü üzerine almıştı ?” diye sorulabilir. Mesih İsa, Peder Allah’ın sevgisini insanlara ifşa etmek ve belirtmek için dünyamıza gelmiştir. Onları hem gü­nahlarından hem de Allah’ı bilmemek, tanımamaktan ibaret olan cehaletten kurtarmayı amaçlamıştır.

Ancak insanlar (daha doğrusu Musevilerin ileri gelenlerinin bazıları) O’nun öğretisini kabul etmemişlerse de,  İsa vazgeçip çekilmemiştir, fakat her şeye rağmen hakikate tanıklık etmesini sürdürmüştür. Kendi görevini ihmal etmez, kendi şahsiyetini inkar edemezdi. Hem Peder’ini hem de insanları sevdiği için, ne onları kendi kaderiyle başba­şa bırakmak, ne de Peder’e beslediği sevgiye vefasız olmak is­temezdi. Hem Peder’e hem de insanlara karşı beslediği sevgi­yi belirtmek maksadıyla, ona tanıklık etmek için her şeye, işkencelerle dolu bir ölüme, hatta çarmıhta ölmeye katlanacak­tı.  Her ne pahasına olursa olsun, insanların kurtuluşunun kay­nağı olan Peder’in şahsiyetini ve sevgisini belirtecekti.

Bu durumda en esaslı unsur Mesih İsa’nın sevgi dolu zihniyeti ve ruhu idi. Hayatı boyunca Peder Allah’a bağlı ve kendisini O’na vakfetmiş olarak, O’na bağlı olarak yaşadığı gibi, ölüm saatinde de kendini Peder Allah’a teslim etmiştir. Zaten çarmıhta asılı olarak ölürken son sözlerinin biri de şuydu : “Baba, ruhumu ellerine teslim ediyorum!” Bu ölümün en esaslı unsuru bedeni - maddi ölüm değil, fakat bu ölüm anındaki manevi davranış, zihniyetin tutumu, haleti ruhiyedir. 
Aksi takdirde maddi unsur manevi unsurdan daha önemli, daha kıymetli olacaktı. Aslında bilinen şudur : Bilhassa dini sahalarda, maddi hareket ve davranışların kıymeti manevi durumun, zihniyetin tutumundan gelmektedir, bedeni hareketler ise zihniyetin sim­gesi ve beyanıdır.

Özetle şunu söyleyebiliriz: Mesih İsa, Peder Allah’­ın insanlara karşı olan sevgisini ifşa edip belirtsin diye dünya­ya gelmiştir, insanlar kendini reddedince, ızdıraplı ölümü üzerine alarak yoluna devam etmiştir ve sonunda da, Allah’ın sevgisini ve kendi şahsiyetini, inkar et­memek için gerçekten öldürülmüştür. Ayrıca İsa, bu ızdırapları ve ölümü kabul edince, şunu da göstermiştir ki, kendisi için insan herhangi bir varlık, bir ya­ratık ya da bir nesne veya köle değil, önemli ve kıymetli bir varlık, bir şahıs, hatta bir evlattır. Bunun en somut örneği İsa’nın çarmıhtaki son sözleriden biridir : “Baba, onları affet! Ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

Şunu da unutmamak gerekir ki, aslında her şey Mesih İsa’nın ölümü ile bitmemiştir. İsa’nın ölümü O’nun eserinin ve ha­yatının nihai sonu ve sonucu değildir. Ölümünden üç gün son­ra dirilmiş ve sonra Göklere yükselip yine Peder Allah’a ka­vuşmuştur ve ilelebet O’nunla yaşamaktadır. Böylece İsa’nın eseri görünüşe rağmen, başarısızlık ve felaketle bitmemiştir. Ölüm galip gelmemiş ve nihai zafer ölüme değil, hayatın ken­disi ve hayatın kaynağı olan Allah’a ve ilahi Kelam olan Mesih İsa’ya aittir.