ANA SAYFA

 

Kilise hakkında birçok yanlış fikir ve önyargı halk arasında dolaşmaktadır, çünkü birçokları ancak onun dış tarafını ve dış hususiyetlerini görür ya da görmek isterler. Bu bakımdan kilise her hangi bir dünyevi teşkilata benzer, daireleri, büroları ve resmi makamları bile vardır. Bazı insanlar daha ileri giderek onu bir nevi askeri teşkilat olarak vasıflandırmak isterler. 
Fakat onun aslı, iç tarafı, iç tabiatı ve asıl görevi başkadır. Kilise’nin asıl görevi Mesih İsa’nın eseri olan kurtuluşu devam ettirmek ve yaymaktır. Kilise, Mesih İsa’nın Havarilerine “Peder beni gönderdiği gibi ben de sizi gönderiyorum.” ve “Gidin, bütün ulusları, şakirtlerim olarak yetiştirin.” diye verdiği emri yerine getirmeye çalışmaktadır. Demek ki, Kilise’nin bir görevi vardır, hem de bu görev bizzat Mesih İsa tarafından verilmiş olan bir görevdir. Dünyada bir Kilise mevcut ise, asıl sebebi şudur ki, Mesih İsa’nın kendisi bunu istemiştir. Hatta kendisi, havarisi olan Petrus’a : “Sen Petrus’sun ve ben Kilise’mi bu kayanın üzerine kuracağım.” diyerek ona teminat vermiştir. Mesih İsa’nın eseri olan kurtuluş, iki önemli konuda gerçekleşmiştir : Lütuf ve Öğretim. Mesih İsa insanlara ilâhi kayra veya lütfu ihsan etmiş ve onlara Peder Allah’ın ne olduğunu öğreterek, O’na giden yolu göstermişir. 

Kilise’nin de iki görevi vardır : bu iki görev de ilahi lütuf ihsan etmek ve öğretim vermekten ibarettir. Bunlardan birincisini özellikle ibadet ve kutsal gizemler ya da kutsama ayinleri (Sakramentler) vasıtasıyla, ikincisini ise Konsillerin açıklamaları, Papa’nın ve Episkoposların tamimleri vasıtasıyla yerine getirmektedir. Bu iki esas görevi yanında Kilise birçok başka görevi de eskiden beri yerine getirmiştir ve halen getirmektedir. Örneğin, birçok memleketlerde hastahaneler, dispanserler, yetimhaneler yönetmektedir. Okullar açmıştır, ortaçağda belediyelerin işlerini bile yürütmüştür. Bilhassa Roma İmparatorluğunun inhitat devrinde Kilise b
öyle bir görev üstlenmiştir. Çünkü barbarların hücumları altında çökmüş olan İmparatorlukta bu görevleri üzerine almak isteyen veya alabilen bir teşkilat ya da bir makam kalmamıştır. Papa aziz Gregorius (590-604) zamanında da İtalya’da yine böyle bir durum ortaya çıktığı zaman, bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiştir. Doğuda ise, Selçuklular zamanında 1242 senesinde bir ara hükümetsiz kalan Malatya şehrinin Müslüman ve Hıristiyan halkı, aralarında sadakat yemini ederek müşterek bir idare kurmuşlar ve şehrin Patriğini başlarına getirmişlerdir.

Ancak Kilise bu nevi görev ve işleri yapmışsa, sebebi şudur ki, bazı devletler veya belediye makam ve sorumluları kendi görevlerini ihmal etmişlerdir. Kilise de, insanlara yardımcı olmak için onların görevini de üstlenmiştir Kilise bu şekilde, Mesih İsa’nın Sevgi emrini çeşitli sahalarda yerine getirmiştir. Sonraki asırlarda ise, birçok memlekette çeşitli sigortalar, hastahaneler, sağlık evleri ve sosyal hizmetler denilen müesseseler veya diğer hayırsever kurumlar devlet tarafından kurulmuş ve bu devlet tarafından yürütülüp yönetilmeye başlanmıştır. Bu yeni durum ortaya çıkınca, Kilise bu gibi kurumları devlete bırakmıştır. Buna rağmen, Kilise hayırsever müesseseleri tamamen kaldırmamıştır, çünkü bugünlerde bile birçok memlekette devlet tarafından yürütülen sosyal hizmetler ya tamamen yoktur, ya da eksiktir. Üstelik bu nevi kurumları olan ülkelerde bile yardım ve bakım isteyen insanlar daima bulunmaktadır.
Fakat Kilise’nin asıl görevi bu nevi işlerle uğraşmak değildir. Altıncı asırda yaşamış olan Papa I. Gregorius bunu açıkça söylemiştir : "Devletin ihmal ettiklerini Kilise üstlenmelidir. Çünkü bunları üstlenmek isteyen başka biri yoktur ve bu görevleri hiç kimse üstlenmez ise insanlar kötü duruma düşeceklerdir."  Kilise birçok defa da milletler arasında barışı sağlamak için veya milletleri barıştırmak için arabuluculuk yapmıştır. Hala da çabalamaktadır. İbadetler için kiliseler, manastırlar inşa etmiştir. Bütün bu görevleri yerine getirmek için bir teşkilat lazımdır. İşte, bazı insanlar yalnız bu teşkilatı ve bürokrasiyi görmektedirler. Fakat bu unsurlar ancak Kilise’nin dış unsurlarıdır. Bazan onun iç unsurları ve gözle görünmeyen tarafları örtülüp saklanmaktadır, bu da bir gerçektir.

Ama bütün bu tâli unsurlar, bir nevi araç ve yardımcı görev vazifesini görmektedirler. Kilise, kendi asıl görevini daha iyi bir şekilde yerine getirebilmek için onlardan yararlanır, fakat onlardan vaz geçebilir ve birçok defa, birçok ülkede onlardan vazgeçmiş, onları diğer makamlara bırakmıştır. Ama asıl görevlerinden asla vazgeçmemiş, vazgeçmeyecektir, çünkü bunu yaparsa hem kendisine hem de Mesih İsa’ya ihanet etmiş olur. Bazı din adamları kendi yetkilerini kötüye kullanarak kendi maddi ve manevi menfaatleri için çalışmışlarsa, bunlar aslında Hıristiyan dinine aykırı, daha doğrusu Hıristiyan dinine karşı davranışlardır. Bunlar Hıristiyan oldukları için değil, tam tersine iyi ve hakiki Hıristiyan olmadıkları için bu şekilde hareket etmişlerdir. Bu çeşit suiistimal ve yolsuzlukları her toplumda bulmak mümkündür.

Aslında Kilise asıl görevini eskiden beri sürdürmektedir, fakat bu nevi faaliyetler gözle görünmez, ancak çok dikkatli ve samimi bir gözleyici onların sezebilir. Bir ilâhiyatçının (De Lubac) dediği gibi :  "Duaların, Allah’a yükselen niyazların istatistikleri yoktur." Böylece, Kilise, Mesih İsa’nın eserini sürdürerek görevini yerine getirmektedir. Mesih İsa’da hem ilahi hem de beşeri taraflar ve unsurlar vardır. İlahi tarafları ise dıştan görülemediği gibi aynı şekilde Kilise’nin dış unsurlarını da herkes görebilir ve özellikle onun hataları tesbit edilebilir ve bazı insanlar bilhassa bu hataları vurgulamaktadırlar. Ama Kilise’nin en önemli unsurları ve tarafları gözle görülmez. Bu bakımdan da Kilise kendi Efendisine benzemektedir. Kilise gerçekten Mesih İsa’nın eserini sürdürdüğü için, Mesih İsa'nın düşmanları eskiden beri aynı zamanda Kilise’nin en azgın düşmanları idiler ve bu durum halen, bugünlerde de devam etmektedir. Mesih İsa’nın kendisine bir şey yapamadıkları için O’nun temsilcisi olan Kilise’ye hücum etmektedirler. Fakat asırlar öncesinde olduğu gibi hiç bir zaman zarar veremeyeceklerdir. Mesih İsa'nın Kilisesi ilelebet payidar kalacaktır.