| Bu yazı aracılığı ile sizleri birisiyle tanıştırmak istiyoruz. Göreceksiniz, bir süre sonra bu kişiyle aranızda, kendiliğinizden içtenlik dolu bir ilişki başlayacak. Bu ilişkinin bugüne dek cevaplayamadığmız sorulara da cevaplar getirerek, yaşantınıza anlam da kazandıracağını sanıyoruz. |
|
Cevaplanacak soruların yaşantımıza anlam kazandıracağından söz ediyoruz. Çünkü buna gerçekten ihtiyacımız var. Çağımızda başdöndürücü değişiklikler her gün biraz daha geleneklerimizi, göreneklerimizi ve inançlarımızı çökertiyor. Bilimdeki gelişmeler ise, var olan bilgilerimizi her an değiştiriyor. Bütün bunlara karşın, değil sorularımıza cevap almak, daha bulunduğumuz yeri saptayacak sağlam bir nokta bulamadan her şey anlamsızlığın derin boşluğunda kayboluveriyor. Bu durum yaşantımızı anlamsız olayların sıralandığı bir raslantılar zincirine çevirmiyor mu? Üstelik yaşantımızı iş-aile-eğlence üçgeni arasına hapseden günlük yaşam savaşımızın yoğunluğu, ya da bizim için yapabileceğimiz en ufak araştırmaya bile engel oluyor. Gerçi günümüzde çağdaş yaşam diye adlandırılan böylesine yoğun yaşamın iyi bir tarafı da var, çoğu zaman kapalı bir üçgene karşılık pratikte yukarıda söz ettiğimiz üçgenden öte genişlik sağlamayan bu yaşatımızdan memnun, yaşayıp gidiyoruz. Ta ki, o derin boşluk duygusu, o başkalarının önünde rol yaptığımız hissi, amaçsızlık ve kocaman bir anlamsızlık yeni bir soruyla tekrar içimizi kaplayıncaya dek. Evet, bu duygulara neden kapılıyoruz? Yoksa yaşam gerçekten mi anlamsız? İnsanın içinde korku oluşturan bu soruya, bazıları hiç aldırmaz ama herkesin birgün mutlaka kendi kendine sorduğu başka sorular da vardır : |
|
| Yaşamın anlamsızlığı ve yukarıdaki gibi sorular aklımıza takıldığında, ister istemez din kavramıyla karşı karşıya kalıveririz. Çünkü din, kültürümüzün bir parçası olarak, çocukluğumuzdan beri yaşantımızın her anını işgal eder. Dinin ne olduğunu anlamadan ona inanmaya, kurallarını uygulamaya başlarız. Aklımıza takılan sorular da, gerçek cevaplarını asla bulamadan, dini öğreti ve yaptırımlarla örtbas edilip, kaybolup gider. Bu göksel saydığımız Musevilik, Hırısitiyanlık, İslam için de diğer dinler için de böyledir. |
|
Bu nedenle ana konumuza geçmeden önce, İncil inancının "Din" kavramıyla ifade edilmediğini ve kesinlikle de ifade edilemeyeceğini vurgulamak istiyoruz. Bizce bütün dinlerden ve felsefelerden son derece farklı, sorularımızın gerçek cevaplarını bulabileceğimiz bir alternatif var, insanı gerçek ve sonsuz yaşama kavuşturabilecek bir Kurtarıcı, onunla aramızda bir ilişki. Kalıplaşmış, yüzeysel kurallarla dıştan değişime uğratılmak yerine, içimizde oluşan ve sonra dışa vurulan bir değişim. |
| Yazımızın ilerdeki bölümlerinde açıklayacağımız gibi bu Kurtarıcı şimdiye kadar kültürlerin ve dinlerin kendine mal ettiği ve kendi çıkarlarına göre biçimlendirdiği din kavramları ve kurumlarıyla hiç ilgisi yok. Ruhu ve bedeni sonsuz olan, bize de kendisine benzer bir şekil vermek isteyen bu Varlık ile, yani yüce Tanrı'mızla ilişki kurabilmek için insan bilincinden ve elinden çıkan bütün milli kültürlerin geleneklerini, kurumlarını bir yana bırakıp, O'nun evrensel gerçeğine yöneltelim. |
|
Belki de burada bizim Tanrı kavramıyla birlikte "ilişki" sözcüğünü kullanmamızı garipsemişsinizdir. Ama bir noktayı işaret etmek için bu değişikliğe başvuruyoruz, incil'e göre Tanrı hakkında bilgiye sahip olmak başka, Tanrı'yı daha özel bir anlamda "tanımak" başkadır. Üstelik Tanrı'nın bize İsa Mesih aracılığıyla sağladığı en büyük ayrıcalık da O'nu ruhumuzla tanıyabilmemizdir. Bu yüzden incil'in öğretişindeki bu başkalığı bozmamak için "ilişki" ve "tanımak" sözcüklerini kullanmaya karar verdik. |
| Gerçekte özgür iradeye sahip insanın önüne serilmiş yalnızca iki yol var: "Tanrısal" ve "İnsani" yol. Dinlerin, Tanrı'nın öğretilerinin kurumsallaştırılmasıyla oluştuğunu, bu nedenle İnsani yol'un ürünü olduklarını anlamak hiç de güç değil. O halde Tanrısal olmayan bir yolun, insanı Tanrı'ya yakınlaştırması var oluş sorununa cevap bulması nasıl düşünülebilir? İşte bizim bu kyazıdaki tek amacımız da bu kavram karmaşasına bir açıklık getirerek Tanrısal yol ile İnsani yol arasındaki ayrımı görebilmenizi, tüm ruhunuzla Tanrı'ya yaklaşarak, O'nun sevecenliğinden kaynaklanan anlamlı bir ilişkiye girebilmenizi sağlamaktır. |
|
Böylesine yalın bir gerçeğin söze dökülüp anlatılmasına olanak yok ama gerçeğe götüren yolu parmakla göstermek için de, yine söze gerek var. Biz size yardımcı olmaya, "Bak, işte orada!" demeye çalışacağız ama bu yolda ilerleme isteği yine de sizden gelmelidir. Atalarımızın dediği gibi, zorla güzellik olmaz. Madem ki insan özgür iradeye sahip, ister kendini kurtarır, ister o derin boşluğa bırakır. Bunu somut bir örnekle açıklarsak, sigara içip içmemeye karar vermeye benzetebiliriz. Verilecek karar, seçilecek yolu da o anda bilirler. Ya sağlıklı bir yaşam, ya da hastalığa davetiye... |
| Bu düşüncelerin ışığında, 2000 yılı öncesine dönüp, yazımızın içeriğini oluşturan konuyu, tüm insanlığa verilen "Müjde"yi incelemeye başlayabiliriz. Tanrımız, yerleri gökleri yaratan, önce bir yanan çalıdan Musa'ya, onun aracılığı ile de biz insanlara seslenen Ulu Yaratıcımız, yine yüz yıllar boyunca söz ettiğini gerçekleştirerek, son bir kez daha kendini açıklamıştır. "Sözünü" bir insan bedenine yerleştirerek, bizimle bizim anlayacağımız dilde, bizim dikkate alacağımız şekilde, yüz yüze gelerek, direkt olarak konuşmuştur. |
|
Peki bu insan kimdir? Kimimizin yalnızca peygamberlerden biri,
kimimizin iyi bir ahlakçı ve öğretmen, kimimizin ise Meryem Oğlu İsa
olarak değerlendirdiği İsa Mesih'tir. Bundan 2000 yıl önce,
yeryüzünde bizim gibi yaşam süren, acılarımıza ortak olan, bizi
bizim duygularımızla hisseden ve sonsuza dek sürecek öğretilerini
bize armağan olarak sunduğu gibi, affedilmemiz için kendi bedenini
de armağan eden Kurtarıcı, Mesih ve ruhsal anlamda, Tanrı'nın kendi
Sözü olması nedeniyle ve insanlık tarafından daha iyi anlaşılabilen
ifadesiyle, Tanrı'nın Oğlu isa Mesih'tir. Bu yazının devamında onun doğuşunu, ölümünü, ölümden dirilişini, göğe yükselişini ve ikinci gelişini özet olarak sunacağız. DEVAMI |